Kalp Krizi Her Zaman Göğüs Ağrısıyla Başlamıyor

Lokman Hekim Akay Hastanesi ve Ziraat Bankası iş birliğiyle düzenlenen “Kalbimiz İçin Bir Araya Geliyoruz” temalı kalp sağlığı söyleşisi, Ziraat Bankası Emeklileri ve Mensupları Derneği Ankara Şubesi Emekli Lokali’nde gerçekleştirildi. Yoğun ilgi gören söyleşide konuşmacı olarak yer alan Akay Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Çağlar Koç, kalp krizinin az bilinen belirtilerini, kalp ve damar hastalıklarının risk etkenlerini ve düzenli kontrolün önemini anlattı. Kalp sağlığının şikâyetler başlamadan da takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Koç, “Bana bir şey olmaz” düşüncesine karşı da uyarıda bulundu.
Kalp krizi mide ya da çene ağrısıyla da kendini gösterebiliyor
Halk arasında yaygın bilinenin aksine kalp krizi her zaman göğüs ağrısıyla kendini göstermeyebilir. Göğüste baskı ve sıkışma hissi en sık görülen belirti olsa da bazı hastalarda ağrı mide bölgesinde, alt çenede ya da kollarda hissedilebilir. Ağrının beklenmedik bir yerde ortaya çıkması, kalp krizinin mide rahatsızlığı ya da diş ağrısı gibi başka sorunlarla karıştırılmasına neden olabilir. Klinikte bu şikâyetlerle tedavi gören ancak sonradan kalp krizi geçirdiği anlaşılan hastalarla karşılaşılabildiğini belirten Koç, ağrının yalnızca yerine bakılarak kalp kaynaklı bir sorunun göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Ağrının yeri kadar şiddeti de yanıltıcı olabilir. Uzun yıllar süren diyabet sinirlerde hasara yol açarak ağrı duyusunu azaltabildiği için diyabet hastalarında kalp krizi belirgin bir göğüs ağrısı olmadan, sessizce gelişebilir. Bu nedenle Koç, diyabet hastalarının takibinde yalnızca kan şekeri değerlerine değil, hastalığın kaç yıldır sürdüğüne de bakılması gerektiğini belirtti. Son üç ayın ortalama kan şekerini gösteren HbA1c testi önemli bir gösterge olsa da kalp ve damar riskini değerlendirmek için tek bir tahlil sonucu yeterli olmayabilir.
Normal test sonuçları tek başına güvence sağlamıyor
Katılımcıların sorularıyla devam eden söyleşide en çok merak edilen konulardan biri, kontrolleri normal çıkan bir kişinin neden sonradan kalp krizi geçirebildiği oldu. Koç bu soruyu kalp damarlarında oluşan plaklar üzerinden yanıtladı. Damar duvarında zamanla yağ ve kolesterol birikmesiyle oluşan plaklar çoğu zaman yıllar içinde yavaş büyür ancak bazı durumlarda plağın yüzeyi çatlayabilir. Çatlayan bölgede oluşan pıhtı ise damarı kısa sürede tıkayarak kalp krizine yol açabilir. Koç, bu nedenle EKG, ekokardiyografi (kalbin ultrasonla incelenmesi) ve efor testi gibi incelemelerin normal sonuçlanmasının, ileride yaşanabilecek kalp ve damar sorunlarını kesin olarak dışlamadığını belirtti.
Kalp sağlığı değerlendirilirken test sonuçları kadar kişinin aile öyküsü de önem taşır. Birinci derece erkek yakınlarda 55, kadın yakınlarda 65 yaşından önce görülen koroner kalp hastalığı, başka bir etken bulunmasa bile kalp krizi riskini artırabilir. Bu nedenle Koç, sağlık kontrollerinin herkes için aynı değil, kişiye özel planlanması gerektiğini anlattı.
Söyleşide sıkça sorulan bir başka konu da sanal anjiyo ile klasik anjiyo arasındaki farktı. Kalp damarlarını bilgisayarlı tomografiyle görüntüleyen sanal anjiyo, damarlar hakkında önemli bilgiler sunar ancak damardaki darlığın derecesi konusunda zaman zaman klasik anjiyodan farklı bir sonuç ortaya koyabilir. Koç’a göre hangi yöntemin tercih edileceğine hastanın şikâyetleri, muayene bulguları ve böbrek fonksiyonları birlikte değerlendirilerek karar verilmelidir. İki yöntemde de damarları görünür kılmak için kullanılan kontrast madde, vücuttan böbrekler aracılığıyla atılır. Böbrek fonksiyonları zayıf olan kişilerde bu madde böbreklere ek yük bindirebilir. Bu nedenle tetkik planlanırken böbrek değerleri de göz önünde bulundurulur.
Kalbi korumak düzenli kontrolle başlıyor
Söyleşinin son bölümünde kalp sağlığını korumak için günlük hayatta dikkat edilmesi gerekenlere yer verildi. Koç’a göre bunların başında, özellikle belirli bir yaştan sonra sağlık kontrollerini şikâyet ortaya çıkmasını beklemeden belli aralıklarla yaptırmak geliyor. Bu kontrollere yürüyüş başta olmak üzere hareketli bir yaşamın ve dengeli beslenmenin eşlik etmesi, kalp ve damar hastalıkları riskini önemli ölçüde azaltır.
Dengeli beslenmenin yanı sıra vitamin ve mineral takviyeleri de üzerinde durulan konular arasındaydı. Magnezyum, omega-3 ve D vitamini gibi takviyelerin kalp hastalıklarından korunmak amacıyla herkes tarafından rutin olarak kullanılmasının uygun olmadığını vurgulayan Koç, özellikle D vitamininin gereğinden fazla alınmasının sağlık sorunlarına yol açabileceğine, bu nedenle takviyelerin kişinin ihtiyacı belirlendikten sonra hekim önerisiyle kullanılması gerektiğine dikkat çekti.
Korunmak için yapılabilecekler kadar kriz anında doğru davranmak da önemlidir. Kalp krizinde her dakika değerli olduğundan yeni başlayan ya da geçmeyen göğüs baskısı, nefes darlığı, soğuk terleme, bayılacak gibi olma ya da nedeni açıklanamayan üst vücut ağrısı fark edildiğinde vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalıdır.
Ziraat Bankası ile birlikte düzenlenen bu söyleşide kalp sağlığına yönelik toplumsal bilgilendirmeyi ön planda tutan Lokman Hekim Sağlık Grubu, tedavi hizmetlerinin yanında koruyucu sağlık ve sağlık farkındalığı çalışmalarına da devam ediyor.
